<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Onur Parlak</title>
	<atom:link href="http://www.onurparlak.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.onurparlak.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 May 2012 18:18:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Cumhuriyet: 90 Yıllık Paranoya</title>
		<link>http://www.onurparlak.com/cumhuriyet-90-yillik-paranoya/</link>
		<comments>http://www.onurparlak.com/cumhuriyet-90-yillik-paranoya/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 18:18:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[dinilik]]></category>
		<category><![CDATA[dp]]></category>
		<category><![CDATA[elitizm]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[karamsarlık]]></category>
		<category><![CDATA[kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[muhafazakarlık]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[tam bağımsız türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal travma]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ulusçuluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onurparlak.com/?p=389</guid>
		<description><![CDATA[Evet, 90 yıllık paranoya dedik ve birçok insan başlığı okuduktan sonra belki devamını bile okumaya gerek duymadan yaftayı yapıştıracak ve beni de kafasında gittikçe derinleşen ayrımın bir parçası haline getirecek. Ama şunu belirtmek istiyorum ki doksan yıldır var olan ve ara ara çeşitli krizlerle kendini yenileyen (örneğin 28 Şubat öncesi yaşananlar) daha da hırçın hale [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/neden.jpg"><img src="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/neden.jpg" alt="" title="neden" width="300" height="240" class="aligncenter size-full wp-image-390" /></a></p>
<p>Evet, 90 yıllık paranoya dedik ve birçok insan başlığı okuduktan sonra belki devamını bile okumaya gerek duymadan yaftayı yapıştıracak ve beni de kafasında gittikçe derinleşen ayrımın bir parçası haline getirecek. Ama şunu belirtmek istiyorum ki doksan yıldır var olan ve ara ara çeşitli krizlerle kendini yenileyen (örneğin 28 Şubat öncesi yaşananlar) daha da hırçın hale gelen bu kitlesel davranışın nerelere varacağını merak edenlerdenim. Öncelikle bu paranoyanın içinin boş olmadığını düşünüyorum. Her ne kadar bugüne dair yaşanan kaygılarla bağını çoktan kaybetse de aslında çıkış olarak haklı gerekçelere dayanmakta. Öyle ki I. Dünya savaşı sonunda neredeyse yok olma tehlikesi ile yüz yüze kalmış, bütün yaşayan organlarının felce uğradığı ve bu halde kurtuluş savaşından çok aslında varoluş savaşına girmiş bir toplumdan bahsediyoruz. Öyle bir toplum hayal edin ki sağlıklı/genç neslinin neredeyse tamamını savaşlarda yitirmiş, toprakları işgale uğramış, savaş sırasında birçok trajediyle yüz yüze kalmış ve bu toplum bir anda küllerinden doğarak yeniden sağlıklı bir toplum olmaya çalışacak. Sizce bu ne kadar mümkün ya da ne kadar başarılabilirdi ki? evet cumhuriyetin kurulması ile bir çok kazanımlar elde edildi, cumhuriyetin koyduğu ilkeler ile hızlı bir şekilde toplum ayağa kaldırılmaya çalışıldı eve evet kısmen başarıldı da. Fakat neydi eksik olan? Bu süreç öylesine hızlı bir şekilde yapılmaya çalışıldı ki, bilmiyorum doğru bir benzetme olacak mı ama tecavüze uğramış bir kızın, birkaç hafta içinde allanıp pullanıp gelin edilmesine benzedi bu durum. Tüm bu gelişmeler ve kazanımlar toplumun tamamına benimsetilemedi, ilkeleri uygulamada eksik kalındı ve belki de cumhuriyetin on yılından sonra belki de sadece makyaj yapmakla yetinildi. Cumhuriyet toplumsal olamadı ve kendi elitini yarattı ve bu elit giderek daha katı, daha tahammülsüzleşerek bence radikalleşti. Örneğin ordu, 20 yıl içerisinde üç müdahalede bulundu ve üçünde de kendince 100% haklıydı çünkü cumhuriyet ona emanet edilmişti ve en iyi o koruyabilirdi. Ya da cumhuriyetin yarattığı sivil elite bakalım, sağcı ya da solcu CHP ya da DP hiç fark etmez tüm yanlışlar cumhuriyet adına yapıldı tek bir slogan vardı ağızlarda; laik, demokratik ve Atatürk ilkelerine bağlı Türkiye Cumhuriyeti adına… Kimse tam bağımsız, halkların kardeşçe yaşadığı refah ve mutlu Türkiye diyemedi. Kelimelerini ideolojik söylemlerden ayıramadı. Söylemeye çalışanlar katledildi ezildi ve nihayet susturuldu. Toplumsal refahı ve mutluluğu dile getirmeyi unuttuk, bugün bile aynı şey söz konusu hepimiz hayata dair konuları tartışırken bile ideolojik ya en basitinden 19 Mayısı kutlarken dahi karşısındakini suçlayan ve ayrıştırmayı körükleyen bir şekilde kendimizi ifade ediyoruz. Zaten bu yazının da çıkışı, TV’de ya da sosyal medyada son birkaç gündür insanların kutlama yaparken yazıkları paylaştıkları, zaman zaman nefret söylemine kadar varan ifadeleri sonucunda oldu. </p>
<p>Bunları kökeninde topluma kök salamayan ve cumhuriyetle birlikte yapılmaya çalışılan ama başarılamayan tek tipleştirmeden kaynaklandığını düşünmekteyim. Kabul edelim ki, cumhuriyetin toplumsal tek gayesi vardı o da tek bir ulus, tek bir gaye etrafında ayağa kalkan bir toplum. Ama bu süreçte toplumu ayakta tutan birçok toplumsal dinamik ihmal edildi, görmezden gelindi ve hatta yok edildi. Cumhuriyetin kazanımları daha öncede belirttiğimiz gibi toplumun bir kısmı tarafından devam ettirildi ve savunuldu. Bu kısım, bu ilkeleri toplumsallaştırmaktan çok delicesine sahiplendi ve bu ülke sadece kendisininmiş gibi hareket etti bunu genele yayamadı ve bu ilkeler gittikçe yozlaştı, işlevini yitirdi. Bu süreçte bu ilkelere önce Kemalizm dediler sonra Atatürkçülük oldu bugün ise sivri ve can yakıcı bir hal alan aslında ne olduğunu savunanlarında bilemediği bir ulusçuluk. Gidişat ise daha karanlık ve can sıkıcı… Peki neden böyle oldu? Bu ise kendi içinde çelişkiler yumağı. Toplumun bu kesimi bu şekilde evrilirken tabii ki yalnız değildi. Dediğimiz gibi cumhuriyet ilkeleri ya da buna daha genel anlamıyla toplumsal değişimler diyelim, yaşanırken ve hani daha önce toplumun geneline yayılmadı dediğimizde ki toplumun ‘O’ kısmına ne oldu? Tabii ki o kısım da 90 yıl önce olduğu yerde değil. Toplumun bu kesimi -aslında daha bir çok alt bölümlere ayrılmasına rağmen burada o kesim ile toplumsal değişime alttan alta karşı çıkan ve bugün muhafazakar dediğimiz kesimi ifade eden çoğunluğu kastediyorum- nasıl evrildi ve bu güne geldi? Aslında en büyük ve çarpıcı değişimler ve travmalar bu kesimde yaşandı. Cumhuriyet toplumun bu kesimi için tamam ile şok etkisi yaptı. Yaşanan değişimler ve uygulamalar kabul edilemezdi ve cumhuriyetin ilk on yılı bu kesim sessiz kalmayı tercih etti ya da mecbur kaldı diyelim. Çünkü ortada ülkeyi kurtarmış bir kahraman ve onun her dediğini yapmaya hazır bir toplum vardı ve takdir edersiniz ki kimse bu ortamda muhalif bir ses olmak istemezdi, isteyenlerinde sonu hayra alamet olmadı zaten. Neredeyse çok partili döneme kadar sessiz kalan bu kitle yavaş yavaş siyasette yer almaya başladı ve cılızda olsa sesini çıkartmaya başladı. Tabii burada demokrat partiden çok -ki demokrat partide her ne kadar muhalefet hareketi gibi görünse de sonuna kadar birinci bölümde bahsettiğimiz elitin bir parçasıydı- onun içerisinde yer almış ve siyasete başlamış kitleden bahsediyoruz. Bu kitle zaman zaman siyasi manipülasyonlarla yani daha popüler bir değişle dini siyasete alet ederek ve aslında daha basit söylemlerle halka inerek merkez sağa ilk darbesini vurmaya başlamıştı ve zaman içinde bu müdahale doksanlı yılların sonunda merkez sağı tamamen tesiri altına alan ve dönüştüren bir harekete dönüşecekti ki bu durum aslında bugün yaşadığımız travmanın da temel dayaklarından birini oluşturmaktadır. Tarihsel olarak nasıl geliştiğini ve bugünlere gelindiğini az çok hepimiz ya yaşayarak ya da izleyerek-okuyarak öğrendik ve biliyoruz. Bugün ise gelinen noktada tarafların nasıl konumlandıkları ve nasıl değiştikleri önem kazanmaktadır. Kurucu kitle ya da cumhuriyet elitleri dediğimiz kitle neredeyse doksan yıldır yerinde sayarken, muhafazakar kitle neler yaşadı ve nasıl konumlandı? Bunun dikkatlice analiz edilmesinde fayda görüyorum. Öncelikle bu kitle daha dinamik ve değişime ayak uyduran bir konumdaydı ve bunun meyvesini bugün afiyetle yemekteler. Kimileri onları omurgasızlıkla, döneklikle suçladı, kimileri onların darbe ürünü olduğunu söyledi –darbeyi yapanlar kendileri değilmiş gibi- onlar ise olayı gömlek değiştirmek kadar basitçe açıklayacaklarını zannettiler. Ama gerçek hepsinden farklıydı tabii ki. Muhafazakar kitle kendini çok güzel saklayıp bugünlere gelirken artık ‘muhafazakarlık’ gömleğinden de sıyrılıp, ‘emperyal güç’ gömleğini hayal etmeye başladılar tabii bunu yaparken onlar için artık ulusallık, milli bayram, vatan gibi kavramlar mazide kalmış köhne ifadeler olurken kendilerine öğretilen ve bugüne kadar çok güzel kullandıkları yeni sihirli kelimelerini kullanmaya başladılar: ‘ileri demokrasi’ ‘model ülke’…Cumhuriyet elitleri ve onların sürekli tazyikleri ile yarattıkları içi boş ideallerin ve sloganlarının toplumumuza hediyesi ‘cumhuriyet çocukları’  ya da ‘Mustafa Kemal’in askerleri’ (ki bu ifade de ayrı bir psikolojik travma ve yazı konusu) ise facebook larda profil fotoğrafını değiştirerek, iletiler yazarak, 140 harfte cumhuriyeti savunarak, keyfine gelmeyene söverek ülkesini kurtarmakta… Anlaşılan tam bağımsızlık, halkların kardeşliği, refah ve mutluluk yine ortalarda bir süre daha gözükmeyecek…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onurparlak.com/cumhuriyet-90-yillik-paranoya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>When global crisis shoots the Turkey?</title>
		<link>http://www.onurparlak.com/when-global-crisis-shoot-the-turkey/</link>
		<comments>http://www.onurparlak.com/when-global-crisis-shoot-the-turkey/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 May 2012 09:40:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[1929]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük buhran]]></category>
		<category><![CDATA[economic crisis]]></category>
		<category><![CDATA[effect of crisis on turkey]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik kriz]]></category>
		<category><![CDATA[Global crisis]]></category>
		<category><![CDATA[government reshuffle]]></category>
		<category><![CDATA[L shape]]></category>
		<category><![CDATA[recep tayyip erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[turkey]]></category>
		<category><![CDATA[turkish economy]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[unemployment]]></category>
		<category><![CDATA[w shape]]></category>
		<category><![CDATA[world economic crisis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onurparlak.com/?p=380</guid>
		<description><![CDATA[Nowadays, world economies are in big trouble, unemployment are growing like avalanche that coming from huge mountain and treat the whole world, unfortunately, global or local economies are desperate. It is said that, those kind of recessions or increment of unemployment have never happened before include 1929 crisis. Everyone wonder, when does it come to [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Resim1.jpg"><img src="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Resim1-300x220.jpg" alt="" title="When will the global crisis shoot the turkey?" width="300" height="220" class="aligncenter size-medium wp-image-381" /></a></p>
<p>Nowadays, world economies are in big trouble, unemployment are growing like avalanche that coming from huge mountain and treat the whole world, unfortunately, global or local economies are desperate. It is said that, those kind of recessions or increment of unemployment have never happened before include 1929 crisis. Everyone wonder, when does it come to an end? But, answers are not clear. Somebody say crisis will take ‘L’ shape , somebody say ‘W’ shape, but what ever it will be, this is really important for world ‘s future and next generation of the earth. </p>
<p>When we look at the reason of crisis, we really cannot form direct relation between cris and someting else. There are no concrete evidences about it. But before the rumours about cris, something wrong is made in USA. For example, some living Mortgage payment problem in american middle classes resulted as recession in economy and bigger financial establisment was  effected from those kind of things. We can also add huge war expense to american economy. Based on these, other economies that have important relations with american economy were also affected negatively such as; Japan, Europe and Turkey etc. In addition to these, some problems in Euro zone and crisis in some european countries automatically affects rest of europe. Finally, this crisis bring some government reshuffle in France, Greece and many others are expected.</p>
<p>How about in Turkey? Nowadays everything seems to be bed of rossy! But the fact? How long will Turkey play this silent theater? When we consider the reflection of crisis to turkish economy, first parameter is unemployment (although it is shown as stable), in addition to this foreign investment to industrial area should  also be taken hand. Primary affect of crisis show itself in special sector or little exploitations that is known as ’KOBİ’ in Turkey. At that area, there is really important employment loss is observed and this situation has still continued and nothing happened oppositely indeed. If your economy only bases on only building trade, crisis finally catch you! In addition to this, situation does not give hope as somebody says; ‘crisis didn’t effect us, we are hopefull from the future. But, I can not see any clue to talk like that and there is no significant sign to support  them as well. People are still unemployed, pull-down shutter is still close, and there is no serious support program has  not declareted yet by the government. </p>
<p>Under the light of these, it is clear that, not only Turkish economy, and also other powerfull economies are in trouble and unfortunately nobody is not  able to present serious therapy to whole economies to wrap  the wounds. The Turkey is waiting&#8230;  but for what? For solution or bigger trouble. Nobody knows! </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onurparlak.com/when-global-crisis-shoot-the-turkey/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bira Günlüğü: Paulaner</title>
		<link>http://www.onurparlak.com/bira-gunlugu-paulaner/</link>
		<comments>http://www.onurparlak.com/bira-gunlugu-paulaner/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 11:03:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçiYorum]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[bavyera]]></category>
		<category><![CDATA[Bayern Münih]]></category>
		<category><![CDATA[bayern münih chelse final]]></category>
		<category><![CDATA[Bira]]></category>
		<category><![CDATA[bira festivali]]></category>
		<category><![CDATA[bira keyfi]]></category>
		<category><![CDATA[bira markaları]]></category>
		<category><![CDATA[borussia dortmund]]></category>
		<category><![CDATA[FA Cup]]></category>
		<category><![CDATA[kupa galipleri kupası]]></category>
		<category><![CDATA[oktobeerfest]]></category>
		<category><![CDATA[Paulaner]]></category>
		<category><![CDATA[şampiyonlar ligi]]></category>
		<category><![CDATA[UEFA şampiyonlar ligi finali]]></category>
		<category><![CDATA[vialli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onurparlak.com/?p=333</guid>
		<description><![CDATA[Hazır Bayern-Chelsea finaline bir gün kalmışken safımızı belirleyelim değil mi? Tabii ki bu maç için favorim Bayern Münih nedense Chelsea’yi el değiştirdiği günden beri sevemedim gitti oysa ki Vialli’nin hem oyuncu hem menajer olduğu yıllar öyle miydi? Birbiri ardına alınan kupa galipleri kupası FA Cup’ lar ligde üçüncülük derken Abramoviç’ e satılan kulüp benim için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Paulaner.jpg"><img src="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Paulaner.jpg" alt="" title="Paulaner" width="298" height="223" class="aligncenter size-full wp-image-338" /></a></p>
<p>Hazır Bayern-Chelsea finaline bir gün kalmışken safımızı belirleyelim değil mi? Tabii ki bu maç için favorim Bayern Münih nedense Chelsea’yi el değiştirdiği günden beri sevemedim gitti oysa ki Vialli’nin hem oyuncu hem menajer olduğu yıllar öyle miydi? Birbiri ardına alınan kupa galipleri kupası FA Cup’ lar ligde üçüncülük derken Abramoviç’ e satılan kulüp benim için orda özgünlüğünü kaybetti tabii ki. Münih ise her ne kadar Almanya da ki favorim Borussia Dortmund olsa da yine de sevdiğimiz bir takım, özellikle bu sene burda olmayı hak ettiler.</p>
<p><a href="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Paulaner-2.jpg"><img src="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Paulaner-2-236x300.jpg" alt="" title="Paulaner (2)" width="236" height="300" class="aligncenter size-medium wp-image-340" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Neyse gelelim asıl konumuza, bu sefer ki biramız Münih’ten. Öğrendiğim kadarıyla Bavyera yöresinin en ünlü  ve aynı zamanda Bayern Münih’ in de 2003’ den beri sponsorlarından olan Paulaner bu ünvanları bence fazlasıyla hakketmiş bir bira. Alkol yüzdesi 3.2 vol% olan biramızın tadında en ufak bir acılık yok. Bence almanların neden su gibi bira içtiklerinin kanıtı bence tatlarındaki acılığın olmaması ve 5 tane içseniz bana mısın demeyecek bir bira olması. Yine öğrendiğime göre 17. yüzyıldan beri üretilen Paulaner bence denenmesi gereken biraların başında geliyor, ayrıca hiç bulunmadım ama (bu sene kısmetse katılmak istiyorum) Oktoberfest’ in de resmi bira markalarından biri, ee aslında Oktoberfest’ in de Münih’te düzenlendiğini düşünürsek tahmin etmesi çokta zor değil aslında. Her neyse internet sitesini sorarsanız daha iyilerini gördüm ama yine de isteyenler için yazalım: <a href="http://www.paulaner.com/">http://www.paulaner.com/</a>. Her zaman ki gibi puanımızı da verelim tam olsun, on üzerinden 8 ve en kısa zamanda tadmanız dileğiyle diyelim…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onurparlak.com/bira-gunlugu-paulaner/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Film: Såsom i en spegel/ Aynanın içinden</title>
		<link>http://www.onurparlak.com/305/</link>
		<comments>http://www.onurparlak.com/305/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 20:06:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İzliYorum]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[film yorumları]]></category>
		<category><![CDATA[filmografi]]></category>
		<category><![CDATA[Ingmar Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[İsveç]]></category>
		<category><![CDATA[İsveç sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Mark von Sydow]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik sinema]]></category>
		<category><![CDATA[umutsuzluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onurparlak.com/?p=305</guid>
		<description><![CDATA[Film: Såsom i en spegel/Aynanın İçinden Yönetmen: Ingmar Bergman Tarih: 1961 Yapım: İsveç Tür: Dram Başroller: Harriet Andersson, Gunnar Björnstrand, Max von Sydow, Lars Passgard Imdb Puanı: 8.0 Benim Puanım: 7.5 Yorum: Yaklaşık altı ay önce izlemiş olmama rağmen bende önemli izler bırakan bir Bergman filmi daha. Bu film bence sinema tarihinde bu kadar az [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Film: Såsom i en spegel/Aynanın İçinden<br />
Yönetmen: Ingmar Bergman<br />
Tarih: 1961<br />
Yapım: İsveç<br />
Tür: Dram<br />
Başroller: Harriet Andersson, Gunnar Björnstrand, Max von Sydow, Lars Passgard<br />
Imdb Puanı: 8.0<br />
Benim Puanım: 7.5</p>
<p><a href="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Through-glass-darkly.jpg"><img src="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Through-glass-darkly.jpg" alt="" title="Through glass darkly" width="636" height="443" class="aligncenter size-full wp-image-306" /></a></p>
<p>Yorum: Yaklaşık altı ay önce izlemiş olmama rağmen bende önemli izler bırakan bir Bergman filmi daha. Bu film bence sinema tarihinde bu kadar az insanla (4 oyuncu) senaryo nasıl yazılır ve  akıcı bir film elde edilebilir mi? sorununun ilk ve en güzel örneklerinden biri sanırım. Öncelikle film boyunca pek bahsedilmeyen ve filmin arka planında ya da özünde diyebiliriz bütün aile fertleri tarafından hissedilen geçmişe dair önemli bir sır var ve film bana göre bu sır etrafında şekillenmiş. Öncelikle filmde bir anne karakterinin olmayışı aslında bu sırra dair ipuçları verse de yönetmen ya da senarist diyelim, bunu yani sebebi ikinci planda tutmaya özen göstermiş diyebiliriz. Film öncelikle akıl hastanesindeki tedavisinden daha sonra anlayacağımız üzerine evine dönen genç Karin’ in kocası, kardeşi ve onları ziyarete gelen babaları üzerinde gelişmekte. Film aslında her bir aile bireyinin –miş gibi yapması üzerinde ilerliyor desek pekte yanılmış olmayız. Özellikle babanın getirdiği hediyeler sonunda bir an içeri giderek odada ağlaması ve hemen akabinde Minus’ un babaya atfen yaptığı gönderme ve hepsinin birden hediyeleri çok umursar ya da beğenir şekilde davranmaları bu –miş gibiliğin en somut örneği diyebiliriz. Filmde bana en ilgi çekici gelen sahnelerin başında abla-kardeşin babaları için sergiledikleri oyun gelmekte ki benim düşüncem hayatını ve ailesini boşlamış bir babaya çokça göndermeler içeriyor. Küçük oyunda geçen birkaç söz bahse değer;</p>
<p>-	Gerçek bir sanatçı için yaşamanın ne anlamı var?<br />
-	O zaman yapıtını tamamlar sevgisini yüceltirsin, o zaman yaşamını yüceltir, küçük inançlı insanlara gerçek bir sanatçının neler yapabileceğini gösterirsin.</p>
<p>Ki bu arada babanın uzun süredir bir roman üzerinde çalıştığı ve onu bitirmek için de kendini olağan üstü zorladığı unutulmamalı. Baba sevgisine hasret iki çocuğun aslında sahnede söylediği ‘ küçük inançlı insanlara da gerçek bir sanatçının neler yapabileceğini gösterirsin’ de ki söylem ise bana göre tamamen çocukların bu hasretlerini dile getirmesinden ibaret. Oyunun final sahnesi ise Minus’un ağzından gelen ve belki de babanın onlara cevabı ve kendi sonu ile alakalı;</p>
<p>-	Yalnızlığa gidiyorum, yalnızca ölüm sevmeli beni…</p>
<p>Kameranın da ara ara babanın yüzüne çevrildiğini ve yüzünün aldığı ifadeyi de dikkate almakta fayda var. Bu sahneden sonra ise film daha çok Karin’ in yaşadığı umutsuzluk ve hastalığının giderek daha kötüye gitmesi geliyor. Tabii birde Karin’ in eşi rolünde ki Martin’ in babayla olan konuşmaları da dikkate değer. </p>
<p>Filmin sonunda ise Karin’ i almaya gelen helikopterin kalkmasıyla birlikte baba ile oğulun konuşması başlar ki en az 3 kere izlemekte fayda görüyorum. Filmin son cümlesi ise herşeyin özeti: BABAM BENİMLE KONUŞTU&#8230;</p>
<p>Kısacası Bergman filmografisinde sıklıkla görülen insan psikolojisi odaklı filmlerin en güzel örneklerinden biri aynı temayı aslında daha sonra yine bence çok başarılı bir örnek olan ve bu sefer anne-kız arasında ki hesaplaşmayı konu alan 78 yapımı Güz Sonatında da görmekteyiz ondanda yakın zamanda bahsedebiliriz umarım. Birde filme dair önemli nokta birinin eserinden mi alındı ondan tam emin değilim fakat filmin başında ve ortalarında ara ara çalan keman da ayrıca dinlemeye değer diyebilirim&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onurparlak.com/305/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bira Günlüğü: Spitfire</title>
		<link>http://www.onurparlak.com/bira-gunlugu-spitfire/</link>
		<comments>http://www.onurparlak.com/bira-gunlugu-spitfire/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 18:09:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçiYorum]]></category>
		<category><![CDATA[2. dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Bira]]></category>
		<category><![CDATA[bira keyfi]]></category>
		<category><![CDATA[churchill]]></category>
		<category><![CDATA[dresden]]></category>
		<category><![CDATA[hava bombardımanı]]></category>
		<category><![CDATA[hava savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[hermann göring]]></category>
		<category><![CDATA[hitler]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz birası]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Luftwaffe]]></category>
		<category><![CDATA[messer schmidt]]></category>
		<category><![CDATA[RAF]]></category>
		<category><![CDATA[Spitfire]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onurparlak.com/?p=300</guid>
		<description><![CDATA[Bu birayı adını görür görmez aldım ve aslında neyle karşılaşacağımı tahmin ettim. II. Dünya savaşıyla ilgilenen herkes Spitfire’ in anlamını bilir. Önce Birleşik krallık sonra Almanya semalarında kıyasıya süren hava savaşının iki önemli aktöründen biridir Spitfire’ lar. RAF (Royal Air Force) ve Luftwaffe’ in en güvendikleri savaş uçaklerı olan Spitfire ve Messer Schmidt savaş boyunca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Spitfire.jpg"><img src="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Spitfire-1024x496.jpg" alt="" title="Spitfire" width="1024" height="496" class="aligncenter size-large wp-image-301" /></a></p>
<p>Bu birayı adını görür görmez aldım ve aslında neyle karşılaşacağımı tahmin ettim. II. Dünya savaşıyla ilgilenen herkes Spitfire’ in anlamını bilir. Önce Birleşik krallık sonra Almanya semalarında kıyasıya süren hava savaşının iki önemli aktöründen biridir Spitfire’ lar. RAF (Royal Air Force) ve Luftwaffe’ in en güvendikleri savaş uçaklerı olan  Spitfire ve  Messer Schmidt savaş boyunca birbirlerine amansız rakip olmuşlar ve belki de savaşın sonucunu belirlemişlerdir. Başlarda özellikle İngiltere’ nin batısını yoğun bombardımana tutan Messer Schmidt ler, Rusya ile savaşın başlamasının akabinde gücünün bir kısmını bölmek zorunda kalmış bu da batı da Spitfire’ ları üstün hale getimiştir.</p>
<p>Her neyse burada savaşın analizini yapacak değiliz tabii ki ama bu vesileyle de II. Dünya savaşını analım dedik. Biranında çıkış noktası bu aslında. 1990 yılında üretilmeye başlanan bu bira tarihte ‘Battle of Britain’ diye de geçen savaşın ya da Kent şehrinin bombalanmasına adanmış, 50. Yılı anısına yani. O yüzden ayrı bir anlamı var diyebiliriz, içtiğim en anlamlı biraydı!!! Birde bence içtiğim biralar arasında en güzel internet sitesine sahip bira markası olduğunu söyleyebilirim (<a href="http://www.spitfireale.co.uk/" target="_blank">http://www.spitfireale.co.uk</a>). İçerisinde II. Dünya savaşı, Hitler ve Messer Schmidt ile hafif dalga geçen videolar, fotoğraflar bulunabilir ve hatta kendi reklamınızı bile siteye yükleyebilirsiniz. Bu yönüyle de öne çıkan bir bira. Tadına gelecek olursak 3.5% vol. alkole sahip olmasına ve koyu bira olmamasına rağmen tadı gayet sert ya da acımsı demek daha doğru olur, ilk yudumda bu durumu biraz yadırgasam da sonrasında hoşuma gitti diyebilirim. Ayrıca sitesi ve tarihçesi de beni etkilediğini ve bu biraya biraz torpil yapıp on üzerinden 7.5 verdiğimi söyleyebilirim. Sonuç olarak içilecek biralar listesine almakta fayda var derim!!!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onurparlak.com/bira-gunlugu-spitfire/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bira Günlüğü: Krušovice</title>
		<link>http://www.onurparlak.com/bira-gunlugu-krusovice/</link>
		<comments>http://www.onurparlak.com/bira-gunlugu-krusovice/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 18:05:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçiYorum]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[biergarten]]></category>
		<category><![CDATA[bira keyfi]]></category>
		<category><![CDATA[bira markaları]]></category>
		<category><![CDATA[çek birası]]></category>
		<category><![CDATA[dresden]]></category>
		<category><![CDATA[efes pilsen]]></category>
		<category><![CDATA[Eko Pub]]></category>
		<category><![CDATA[Elbe nehri]]></category>
		<category><![CDATA[Krusovice]]></category>
		<category><![CDATA[viyana usulü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onurparlak.com/?p=294</guid>
		<description><![CDATA[Arkadaş kim ne derse desin bu Çeklerden daha iyi bira yapan bir millet daha yok! Kesinlikle söylüyorum hayatımda içtiğim en iyi Bira bu: Krušovice!!! Bu birayla ilk tanışmam 2011 mayısının sonlarına rastladı. Dresden de (ki bence bu birayı içmek için en güzel yerlerden biri) fotoğrafta da görüldüğü üzere Elbe nehri kenarında bulunan ve adını şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Krusovice1.jpg"><img src="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Krusovice1-300x225.jpg" alt="" title="Krusovice" width="300" height="225" class="aligncenter size-medium wp-image-297" /></a></p>
<p>Arkadaş kim ne derse desin bu Çeklerden daha iyi bira yapan bir millet daha yok! Kesinlikle söylüyorum hayatımda içtiğim en iyi Bira bu: Krušovice!!! Bu birayla ilk tanışmam 2011 mayısının sonlarına rastladı. Dresden de (ki bence bu birayı içmek için en güzel yerlerden biri) fotoğrafta da görüldüğü üzere Elbe nehri kenarında bulunan ve adını şu anda hatırlayamadığım bir biergarten de içmiştim. Hatta şansıma o gün alman kilisesi tarafından her yıl almanyanın çeşitli şehirlerinde kutlanan bir dini organizasyona da denk gelmiştim ki iyi ki gelmişim benim için rüya gibi bir geceydi. Bir yandan elbe nehrinin sakince akan suyunun sesi bir yandan Hofkirsche nin ve arka planda ki Dresdenin heykellerle süslü binalarının görüntüsü ve orada okunan aryalarla içilen Krusovicenin tadı bir başkaydı benim için. Yurtdışına ilk seyahatim olduğundan midir nedir benim için her zaman özel bir yer oldu Dresden ve orada geçirdiğim zamanlar…(Bu şehri detaylı olarak anlatmayı planlıyorum yakında ama bakalım)</p>
<p>Her neyse gelelim biramıza, yine resimden de görüldüğü üzere koyu bir bira olan krusovice Bohemia bölgesinin en çok tüketilen biralarının başında geliyor. Tadı biraz sert fakat lezzeti olağanüstü güzel bir kere ağızda acı bir tat bırakmıyor çoğu koyu birada olduğu gibi ve bu yönüyle listemde en üst sırayı almayı hakketti diyebilirim. Hatta güzel bir Viyana usulü Schnitzelle bile iyi gider (Eko Pub günlerimi özledim sanırım, Viyana usulü Schnitzel + Efes, cumartesilerimin vazgeçilmez menüsü)</p>
<p>Yani sözün özü bulursanız kaçırmayın diyebileceğim bir bira, gelelim puanlamaya şu ana kadar içtiğim en iyi bira olması dolayısıyla ve her an daha iyisiyle karşılaşma ihtimalini de göz önünde bulundurarak on üzerinden 9 puan veriyorum. Hadi hayırlısı, daha güzelini içmek nasip olur işşallah <img src='http://www.onurparlak.com/wp-includes/images/smilies/icon_wink.gif' alt=';)' class='wp-smiley' />  Bir de link verelim bakalım belki merak eden olur : <a href="http://www.krusovice.cz/" target="_blank">http://www.krusovice.cz/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onurparlak.com/bira-gunlugu-krusovice/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bira Günlüğü: Kilkenny</title>
		<link>http://www.onurparlak.com/285/</link>
		<comments>http://www.onurparlak.com/285/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 17:54:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İçiYorum]]></category>
		<category><![CDATA[beer pong]]></category>
		<category><![CDATA[Bira]]></category>
		<category><![CDATA[bira keyfi]]></category>
		<category><![CDATA[bira markaları]]></category>
		<category><![CDATA[irish cream]]></category>
		<category><![CDATA[irlanda]]></category>
		<category><![CDATA[irlanda birası]]></category>
		<category><![CDATA[Kilkenny]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onurparlak.com/?p=285</guid>
		<description><![CDATA[Duyduk duymadık demeyin bundan sonra kendimi biraz gurmesi ilan ediyorum!!! Önümüzdeki günlerde, ki yaşadığım yerde bulunan market sağ olsun dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen biraları bünyesinde barındırıyor ve bu durum bende bu fikrin doğmasına neden oldu diyebilirim. Geçenlerde üstün körü şöyle bir saydım en az 10-15 farklı bira markası vardı ki bunların hepsini çok yakın zamanda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Kilkenny_.jpg"><img src="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Kilkenny_.jpg" alt="" title="Kilkenny_" width="1198" height="452" class="aligncenter size-full wp-image-286" /></a></p>
<p>Duyduk duymadık demeyin bundan sonra kendimi biraz gurmesi ilan ediyorum!!! Önümüzdeki günlerde, ki yaşadığım yerde bulunan market sağ olsun dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen biraları bünyesinde barındırıyor ve  bu durum bende bu  fikrin doğmasına neden oldu diyebilirim.  Geçenlerde üstün körü şöyle bir saydım en az 10-15 farklı bira markası vardı ki bunların hepsini çok yakın zamanda tadacağım ve sizlerle paylaşacağım. </p>
<p>Neyse gelelim ilk deneğimize, adı Kilkenny. Kendisi İrlandalı oluyor ve aslında bu yüzden ilk tercihimi ondan yana kullandım. Bu vesileyse söyleyeyim İrlanda gitmek istediğim yerlerin başında geliyor neden diye sormayın bende bilmiyorum! Bu biramız tamda tahmin ettiğim gibi beni fazlasıyla şaşırttı . Birayı bardağa döker dökmez neyle karşılaşacağımı anladım aslında, tahmin edelim bakalım, evet IRISH CREAM. Sanki biraya krema katılmış gibiydi sonradan resmi sitesinden de baktığım gibi gerçekten de geleneksel irlanda kremasının bu birada kullanıldığını öğrendim (nitrogenated irish cream) buda tadını muaazzam derece yumuşatmış, diğer biraların sonuna doğru alınan acımsı tat son damlasına kadar hissedilmedi (gerçi alkol oranıda % 3.5 ama). </p>
<p> Türkiyede ki bira severlere kötü bir haberim var maalesef Türkiyede satışı yok (wikipedianın yalancısıyım belki de gelmiştir ülkemize). Herneyse yolu avrupaya düşen ya da hali hazırda orda olan varsa bence bu birayı kesinlikle denemeli, ben çok beğendim. Hadi bir de puan verelim de tam olsun. Evet açıklıyorum 10 üzerinden 8. </p>
<p>O da ne!!! Bir dakikaa şaka yapmıyorum biranın şu an sonuna geldim ve baktım ki içinde bir tıkırtı var, ister inanın ister inanmayın içinden pinpon topundan biraz daha küçük boyutta beyaz bir top çıktı, lütfen biri bunu bana açıklasın!!! Kremayı dağıtmak için mi acaba ya da bir az önce öğrendiğim gibi  beer pong diye bir oyun için mi? (Muhtemelen bunun için) Eğer öyleyse puanım şu an 9 dur arkadaşlar, hiçbir bira beni bu kadar şaşırtmamıştı çünkü!!! </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onurparlak.com/285/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kitap: Varlık ve Zaman</title>
		<link>http://www.onurparlak.com/kitap-varlik-ve-zaman/</link>
		<comments>http://www.onurparlak.com/kitap-varlik-ve-zaman/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 15:38:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[OkuYorum]]></category>
		<category><![CDATA[1927]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Bahçeşehir Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Heidegger]]></category>
		<category><![CDATA[İsveç]]></category>
		<category><![CDATA[Kaan Öktem]]></category>
		<category><![CDATA[platon]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[singapur]]></category>
		<category><![CDATA[varlık ve zaman]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşçu felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşçuluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onurparlak.com/?p=275</guid>
		<description><![CDATA[…delon gar hos humenis men tauta (ti pote boulesthe semainein hopotan on phthengeste) palai gignoskete, hemeis de pro tou men hiometha, nun d’eporekamen. “ Açıkça anlaşılıyor ki, ‘varolan’ ifadesini kullanırken, tam olarak ne demek istediğimizi uzunca zamandan beri biliyorsunuz ve hatta ona aşinasınız. Bir zamanlar biz de biliyorduk, ama artık tereddüte düşmüş durumdayız.” Evet Platon’ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/DSCF6628.jpg"><img src="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/DSCF6628.jpg" alt="" title="DSCF6628" width="4000" height="3000" class="aligncenter size-full wp-image-276" /></a></p>
<p>…delon gar hos humenis men tauta (ti pote boulesthe semainein hopotan on phthengeste) palai gignoskete, hemeis de pro tou men hiometha, nun d’eporekamen.<br />
“ Açıkça anlaşılıyor ki, ‘varolan’ ifadesini kullanırken, tam olarak ne demek istediğimizi uzunca zamandan beri biliyorsunuz ve hatta ona aşinasınız. Bir zamanlar biz de biliyorduk, ama artık tereddüte düşmüş durumdayız.”</p>
<p>Evet Platon’ ortaya koyduğu bu çarpıcı ifade ile başlıyor bu kitap. Baştan söyleyeyim burada bu kitabı derinlemesine inceleyecek değilim (bu da biraz yürek ister zaten) fakat bu kitapla olan maceralarımı sizlerle paylaşmak istedim. Geçen kütüphane mi (evet küçükte olsa bir kütüphanem var, şaşırmayalım lütfen) acaba burada okumadığım kitap kaldı mı diye gözden geçirirken yine elime geçen ve bir kez daha tamam bu sefer olacak, başaracağım dediğim kitap; Kaan H. Ökten’ in bana göre çok başarılı olarak çevirdiği Martin Heidegger’ in ilk olarak 1927’ de yayınlanan eseri Varlık ve Zaman… Önsözünden anladığım kadarıyla Türkçe olarak ilk defa basılan bu kitap için  Kaan Ökten gibi cesur birini ihtiyaç varmış demek ki. Anlaşılması bile böylesine güç olan bu kitabı aslına uygun çevirmek için sadece çevirmen olmak yetmezdi sanırım. </p>
<p>Her neyse kitabı bu kadar övdükten sonra gelelim serüvenimize. Bu kitapla ilk tanışmam Karşıyaka sahilde bulunan D&#038;R sayesinde oldu. Henüz lisans hayatımın son senesinde iken,  yine bir özel derse erken gitmiş olmanın getirdiği zaman boşluğu ile o kitapçı senin bu kahve benim gezerken, biraz da o dönem izlediğim varoluşçu sinemanın çarpıcı örneklerinden biri olan bir filmin de etkisiyle (bu film de ayrı bir yazı konusu, ayrıca bahsedebilirim ilerleyen zamanlarda) okunacaklar listesine almamla başladı aslında. Ve kendisini arkalarda bir yerlere ayrılan (her kitapçı da olduğu gibi) felsefe bölümü kitapları arasında buldum ve tabii listemde olmasından dolayı da hemen aldım. Küçük bir hatırlatma lisansımın son senesi, 2 yıl master, doktoramında 1. Yılında olduğumu düşünürsek kitabı alalı bir hayli zaman geçtiğini anlayabilirsiniz.  Evvel zaman içinde malum kitabımız benimle beraber ilk olarak doğduğu topraklara daha doğrusu yazıldığı topraklar olan Almaya’ ya kısa bir seyahat yaptı. Daha sonra, uzun bir Singapur macerasından sonra, vatanına (kütüphanemin tozlu raflarına) dönen malum kitap, şu an da 58°24ˈ44.99ˈˈ Kuzey enlemi, 15°33ˈ47.06ˈˈ Doğu boylamında  bulunan 30 m2’  lik evimin tek odasında bulunan masamın üzerinde ne olur artık bitsin bu işkence dercesine bana bakmakta ama bu sefer hızlı ilerliyorum nerdeyse bitireceğim işte o zaman belki sizlere içeriği hakkında da güzel şeyler yazabilirim…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onurparlak.com/kitap-varlik-ve-zaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Film: Jungfrukällan/Bakire Pınarı</title>
		<link>http://www.onurparlak.com/filmografi-1-virgin-springbakire-pinari/</link>
		<comments>http://www.onurparlak.com/filmografi-1-virgin-springbakire-pinari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 12:18:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İzliYorum]]></category>
		<category><![CDATA[cinayet]]></category>
		<category><![CDATA[dram]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[imdb]]></category>
		<category><![CDATA[Ingmar Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[İsveç]]></category>
		<category><![CDATA[İsveç sineması]]></category>
		<category><![CDATA[max von sydow]]></category>
		<category><![CDATA[sansürcülük]]></category>
		<category><![CDATA[sinema eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<category><![CDATA[yedinci mühür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onurparlak.com/?p=252</guid>
		<description><![CDATA[Bundan böyle sizlerle ara ara izlediğim filmler hakkında yorumlar yapmak ve filmlerle/yönetmenlerle igili bilgileri paylaşmak istiyorum. Bu amaçla ilk filmimizi ve yorumları aşağıda bulabilirsiniz. İyi okumalar ya da bulabilirseniz iyi seyirler dilerim&#8230; Film adı: Jungfrukällan/Bakire Pınarı Yönetmen: Ingmar Bergman Tarih: 1960 Yapım: İsveç Tür: Dram Başroller: Max von Sydow, Birgitta Valberg, Gunnel Lindblom, Birgitta Pettersson [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bundan böyle sizlerle ara ara izlediğim filmler hakkında yorumlar yapmak ve filmlerle/yönetmenlerle igili bilgileri paylaşmak istiyorum. Bu amaçla ilk filmimizi ve yorumları aşağıda bulabilirsiniz. İyi okumalar ya da bulabilirseniz iyi seyirler dilerim&#8230;</p>
<p>Film adı: Jungfrukällan/Bakire Pınarı<br />
Yönetmen: Ingmar Bergman<br />
Tarih: 1960<br />
Yapım: İsveç<br />
Tür: Dram<br />
Başroller: Max von Sydow, Birgitta Valberg,<br />
Gunnel Lindblom, Birgitta Pettersson<br />
Imdb Puanı: 8.1<br />
Benim Puanım: 7.0<br />
<a href="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Virgin-spring1.jpg"><img src="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2012/05/Virgin-spring1.jpg" alt="" title="Virgin spring" width="357" height="500" class="aligncenter size-full wp-image-281" /></a></p>
<p>Yorum: Ingmar  Bergman filmlerinin belki de en çok övgü alan ve Bergman’ a uluslararası anlamda ün kazandıran filmidir Virgin Spring. Bu film, Bergman’ ın çoğu kez denediği üzere günümüz insanının iç çekişmelerine, birbirleri ile olan ilişkilerine ortaçağ perspektifinden bakmasıyla oluşturulmuş. Aslında bunun hikayeyi tarihsel bir yere oturtmak istemekten daha çok yönetmenin, ortaçağdan günümüze her ne kadar teknoloji, günlük yaşam değişse de, insan ilişkilerinin daha doğru bir değişle insan zafiyetlerinin değişmediğini göstermek olduğunu düşünüyorum. Örneğin aynı yöntemi Bergman’ ın benim en beğendiğim filmi olan Yedinci Mühür’ de de görmek mümkün. Bu film de de temel olarak, kuzey kültürünün paganizmden hristiyanlığa geçiş dönemi konu alınmış. </p>
<p>Belki zorlama bir yorum olucak ama evin hizmetkarlarından olan, pagan inancını sürdüren ve nasıl olduğu filmde anlatılmayan ama hamile olan kızın masumiyeti ile hristiyanlığa sıkı sıkıya bağlı olan bir ailenin başına gelenlerden sonra işledikleri suçlar bana biraz hristiyanlığın ya da genel olarak dinlerin alttan alta bir eleştirisi yapıldığı izlenimini verdi ki bu bir çok Bergman filminde de mevcut. Babanın başına gelen kötülüklerden sonra canice suçu olmayan bir çocuğu öldürmesi ve hemen ardından tanrıya yalvararak kızının öldüğü yere kilise inşa etmek istemesi ise tamamı ile insana özgü çelişkilerden biri. Burada bir diğer eleştiri ise insanoğlunun işledikleri suçtan sonra hemen dini duygulara sarılması ve bir şekilde kendini temizlemeye çalışması olarak görülebilir. Bence filmin en can alıcı noktası ve mesajını direkt olarak verdiği yerde burasıdır ki insanın tüylerini diken diken eder. Filmi izledikten sonra okuduğum yorumlarda ise korku türünün ilk örneklerinden biri olduğu yazılmış fakat ben o görüşlere katılamayacağım çünkü bu filme o pencereden bakmak bana göre çok şeyi kaçırmak hatta anlamamış olmakla eş değerdir. </p>
<p>Film ile ilgili bir diğer ayrıntı ise filmin ABD’ de kimi eyaletlerde içerdiği tecavüz sahnesi nedeniyle yasaklanmış olması ki okuyunca beni bir hayli şaşırttı. Ama gösteriyor ki film diğer yönleriyle de zamanının önündeki filmlerden bir tanesi. Kısacası, 1960’ ların klasik diyemeyeceğim devrimci filmlerinden bir tanesi ve eğer bu türden hoşlanıyorsanız, sizi uzun süre etkisi altına alacak ve hayata dair insana dair bazı şeyleri yeniden sorgulatacak bir film. İyi seyirler…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onurparlak.com/filmografi-1-virgin-springbakire-pinari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Daha Güvenli Koruyucular İçin</title>
		<link>http://www.onurparlak.com/daha-guvenli-koruyucular-icin/</link>
		<comments>http://www.onurparlak.com/daha-guvenli-koruyucular-icin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Nov 2010 09:45:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[cilt bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[cilt benleri]]></category>
		<category><![CDATA[cilt deformasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[cilt kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[cilt koruma]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[güneş kremi]]></category>
		<category><![CDATA[güneş losyonları]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[kırışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[kırışıklık giderici]]></category>
		<category><![CDATA[nanoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[rsc]]></category>
		<category><![CDATA[sahil]]></category>
		<category><![CDATA[titanyum oksit]]></category>
		<category><![CDATA[uv den korunma yolları]]></category>
		<category><![CDATA[uv ışınları]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<category><![CDATA[zararlı ışınlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onurparlak.com/?p=220</guid>
		<description><![CDATA[Bilindiği üzere Titanyum Oksit (TiO2) nanoparçacıları sahip oldukları morötesi (ultraviolet-UV) ışınları filtreleme özellikleri sayesinde bulundukları yapılarda güneşin zararlı ışınlarından koruma görevi görmektedirler. Ayrıca yine bilindiği gibi, özellikle yaz aylarında özellikle plajlarda uzun süre güneş ışığına maruz kalınması (ki bence yaz aylarının en önemli ama maalesef hiç önem vermediğimiz tehlikesi) vucudumuzda kırışıklıklardan cilt kanserine kadar uzanan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<li style="text-align: justify;"><a href="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2010/11/gunes_kremi.jpg"><img src="http://www.onurparlak.com/wp-content/uploads/2010/11/gunes_kremi-300x203.jpg" alt="" title="gunes kremi" width="300" height="203" class="aligncenter size-medium wp-image-222" /></a><br />
Bilindiği üzere Titanyum Oksit (TiO2) nanoparçacıları sahip oldukları morötesi (ultraviolet-UV) ışınları filtreleme özellikleri sayesinde bulundukları yapılarda güneşin zararlı ışınlarından koruma görevi görmektedirler. Ayrıca yine bilindiği gibi, özellikle yaz aylarında özellikle plajlarda uzun süre güneş ışığına maruz kalınması (ki bence yaz aylarının en önemli ama maalesef hiç önem vermediğimiz tehlikesi) vucudumuzda kırışıklıklardan cilt kanserine kadar uzanan bir ölçekte zarar verebilmektedir. Bu amaçla kullanılan güneş kremi ya da benzeri kimyasalların önemli bir katkı maddesi olan Titanyum oksit nanoparçacıkları güneşten gelen ışınların en zararlı aralığı olan UV-A ve UV-B bölegerindeki ışımaları kolayca absorbe etme yeteneğine sahiptir ve sıklıkla kullanılmaktadır.<br />
Yapılan son çalışmalarda, bu parçacıkların UV bölgede tepkimeye girme özelliklerinin olduğunun gözlenmesi ve suyla temas etmelerinden dolayı , vucudun ve olası kanser vakalarının en önemli sebeplerinden biri olan  serbest radikallerinin oluşumuna uygun zeminin oluştuğu gözlenmiştir. Bu etkileri azaltmaya yönelik yapılan çalışmalarda, nanoparçacıkların yüzeylerini değiştirerek, UV reaktivitelerinin azaltılması düşünülmektedir. Buna göre, önerilen yöntemlerden bir tanesi; parçacık yüzeylerinin etilen glikol ile kaplanıp daha sonra kaplanılan yüzeyi yüksek derecelerde karbonlaştırarak yani yakarak elde etmeye dayanmaktadır. Bu sayede paçacıkların oksitleme özelliği düşürülmekte ve sonuç olarak reaktif oksijenlerin (ROS-Reactive Oxigen Species) oluşumu engellenebilmektedir.<br />
Bu yöntem özellikle, cilt bakımı için kullanılan kimyasalların vucuda daha uygun ve zararsız hale getirilmesi açısından büyük önem taşımakta ve ayrıca nanoparçacıkların fiziksel ya da kimyasal özelliklerine (UV absorplama ya da optik özellikler) zarar vermediğinden ya da çok büyük değişikliğe sebep olmadığında dolayı uygulanması pratik ve en önemlisi işlevseldir.<br />
Gördüğümüz gibi daha dün yeterli gördüğümüz kimi durumların ya da yöntemlerin bugün yetersiz kaldığını hatta  zararlı olduğunu fakedebiliyoruz, onun için tavsiyem yeni ürünlere hemen saldırmamak biraz bekleyip üzerinde çalışmasını beklemek olucak&#8230;</li>
<p>Bu çalışmanın akademik düzeyde yayınlanan detaylarına bu adla ve numarayla ulaşabilirler.<br />
 Decreasing the oxidative potential of TiO2 nanoparticles through modification of the surface with carbon: a new strategy for the production of safe UV filters<br />
Stefano Livraghi, Ingrid Corazzari, Maria Cristina Paganini, Giacomo Ceccone, Elio Giamello, Bice Fubini and Ivana Fenoglio, Chem. Commun., 2010, 46, 8478<br />
DOI: 10.1039/c0cc02537b </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onurparlak.com/daha-guvenli-koruyucular-icin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

