'Disiplinler arası' Kategorisindeki Arşivler
Midye ile Gençleşmek mi?
Evet yanlış duymadınız, midye ile gençleşmek… ama maalesef yiyerek değil, kırışıklık giderici dolgu malzemesi olarak kullanarak. Peki nasıl olacak bu derseniz hepberaber görelim.
Güney Kore’den bir grup araştırmacı üşenmemiş oturmuş, yahu bu midyeyi bir güzel yiyoruz da nedir kardeşim bu yediğimiz şey demişler koyulmuşlar araştırmaya. (Ayrıca bu arada kendilerini şahsen tebrik etmek istiyorum ve üç tarafı denizlerle çevrili güzel ülkemin güzel insanlarına ve tabii ki kendime soruyorum neden biz bu toprakların ve denizlerin bize sunduğu şeyleri sadece tüketmekle uğraşıyoruz da nedir bu ne işe yarar diye kendi kendimize sormuyoruz? Buda ülkemizdeki bilim insanlarına açık çağrı olsun… )
Kırışık önleyici daha doğrusu vucut içi dolgu malzemesi olarak kullanılan hyaluronik asit (HA) hidrojelleri sıklıkla biyouyumlu malzemeler olarak doku mühendisliği ya da ilaç gönderim sistemlerinde (drug delivery) kullanılmalarına rağmen mekanik kuvvetlerinin zayıf olması ve vucut içinde (in vivo) su tutma özellinden dolayı enzimatik olarak hızlı bir şekilde bozunuyor olması bu maddelerin yaygın olarak kullanılmamasının önündeki engellerden birkaçıdır.
Yapılan çalışmada önerilen yol, midyeden elde edilen bir aminoasidin daha kararlı ve yapışkan özelliği daha çok olan hidrojel elde etmede kullanılmasına dayanmaktadır.
Midyenin içindeki o yumuşak kısımda bulunan 3,4 dihidroksifenilalanin aminoasidinin organik ya da anorganik yüzeylere tutunmada ki başarısı, bu aminoasidin katkı maddesi olarak yer aldığı jellerin vucut içinde istenen dokuya kolayca tutunabildiği gözlenmiş, bu da doku malzemesinin kalitesini artırmada önemli bir etken olarak görülmüştür.
Vücuda verilmeden önce sıvı halde bulunan hidrojel malzeme, vücuda girer girmez ortamın değişen sıcaklığının da etkisiyle jelimsi yani akışkanlığı daha az olan malzemeye dönebilmektedir. Vücut içinde oluşabilen bu jel doku oluşturmada, dokular arası yapıştırıcı amaçlı kullanılabilmektedir.
Bu tarz katkı malzemeleriyle hazırlanmış olan hidrojellerin injekte edilebililiğinin artmasıyla buna benzer biyobozunur polimerlerinde önü açılabilecek böylece daha geliştirilmiş ve dahası istenen özellikte ; örneğin ; daha iyi mekanik özelliğe sahip, sıcaklığa duyarlı, yapıştırıcı özelliği artırılmış, vücut içi kararlılığı daha fazla olan… malzemelerin de geliştirilmesine imkan tanınacaktır.
3 YorumKüresel Isınmanın Kimyası
Güneş ışınları yeryüzünün en dış katmanına metrekareye 343W luk bir enerjiyle gelir ve bu enerjinin %30 luk kısmı atmosfer sayesinde geri yansır. Geriye kalan enerjinin çoğu 200-2500 1/cm aralığındaki kızılötesi ışınlar olarak absorplanır. İşte bu kızılötesi ışınların atmosferdeki kimi gazlarca tutulmasına sera etkisi denmekte çünkü bu olay dünyayı tıpkı bir sera gibi çevrelemekte ve ısının korunmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak doğal sera etkisi ortalama yüzey sıcaklığını artırmakta ve yaşama uygun çevrenin yaratılmasına yardımcı olmaktadır. Tabiki bu sera etkisinin olumlu etkisi, birazdan bu etkinin aynı zamanda nelere sebep olabileceğinden bahsedeceğiz.
Sera etkisinin sebepleri nelerdir? Biraz öncede bahsettiğimiz gibi bu kızılötesi ışınların atmosferde tutunmasını sağlayan nelerdir? Atmosferin iki ana bileşeni olan oksijen ve nitrojen, homonükleer iki atomlu moleküller oldukları için kızılötesi ışınları absorplayamadıklarından sera etkisinde bir rolleri yoktur. Buna rağmen atmosferde az miktarda bulunan su buharı yada karbondioksit kızılötesi ışınları absorplayabildikleri için sera etkisine neden olmaktadırlar.Su buharı 1300-1900 1/cm ve 3550-3900 1/cm aralığında absorpluyabilirken karbondioksit 500-725 1/cm ve 2250-2400 1/cm arasında absorplama yapabilirler.
Sera gazları seviyesinin artması (metan, dinitrojen oksit, ozon ve bazı kloroflorokarbonlar ) atmosferin önemli ölçüde ısınmasına sebep olmaktadır. İşte bu olay son yıllarda adını sıkça duyar olduğumuz ve ardından sıkça felaket senaryolarının yazıldığı küresel ısınma olarak adlandırılmaktadır.
Su buharı yoğunluğu zaman içinde aynı kalsa da, diğer sera gazı dediğimiz gazların oranı giderek artmaktadır.1000 yılından 1750 yılına kadar karbondioksit yoğunluğu pek değişmesede, o tarihten günümüze %28 oranında artmıştır. Metan gazı yoğunluğu ise bu süre içersinde ikiye katlanmıştır. Antartikada büyük buzul kütlelerinden alınan örneklerde karbondioksit ve metan gazlarının bu artış oranlarını doğrulamaktadır.
Tabiki bundaki en büyük sebep insan faktörüdür. 1800’lü yıllarda başlayan endüstri devrimiyle birlikte, petrol ve petrol bazlı yakıtlara olan bağımlılık artmış özellikle hidrokarbon yakıtlarının kullanılması bu süreci hızlandırmıştır.
Dünya yüzeyi sanayi devriminden bu yana 0.5K artmıştır, hidrokarbon yakıtların kullanımına bu şekilde devam edilirse ve petrole bağımlılıktan vazgeçilmezse,atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun sanayi devrimi öncesindeki yoğunluğunun iki katına çıkacağı tahmin edilmektedir. Hükümetler Arası İklim Değişikliği Panelinin(ICCP) yaptığı çalışmaya göre, 2100 yılının sonuna doğru yerkürenin 3K civarında ısınması beklenmektedir.Buda son onbin yılın en yüksek sıcaklığı demek oluyor. Bunun geri dönüşümü yapılabilir mi?Yada yapılırsa etkileri neler olur? Burası henüz tam olarak bilinmemektedir.Ama son buzul çağının günümüzden sadece 6K soğuk olduğunu ve o çağdan günümüze nelerin değiştiğini düşünürsek 3K lik bir değişimin de nelere sebep olabiliceğini hayal edebiliriz sanırım. Örneğin 3K lik bir ısınma deniz yüzeyinin 0.5 m yükselmesine neden olacaktır ve bu dünya için hiçte azımsanacak bir değişiklik değildir.
Tüm bunların ışığında, karbondioksit salınımını kontrol altına alabilmek ve bir nebze olsun bu gidişi yavaşlatabilmek adına uluslararası birlikteliğin de katkısıyla fosil yakıtlarına altenatif hidrojen kaynaklı yada güneş enerjisini baz alan yakıtlar kullanılmak zorundadır.Aksi taktirde geri dönüş bir hayal olabilir…
Yorum Yok

